Editör

kerbela hikayesi bölüm 1

26-05-2020 00:23:34



KERBELA

Bölüm 1: MUAVİYE VE HİLAFET

Hz. Hüseyin fikirleri Kerbela dönemi içerisinde yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. Kim bilir, belki de şehit olacağını Hz. Hüseyin de biliyordu.

Babasının, kardeşinin ve Hz. Muaviye’nin hilafet dönemlerinde yaşananlar kendisini bir adım daha ölüme doğru yaklaştırıyordu.

Kerbela’ya geçmeden önce, Kerbela’ya giden tarihi dönemeci inceleyelim. Hz. Hüseyin’in 656 - 680 yılları arasındaki yaşadığı dönem olgunlaştığı, olgunlaşırken de yukarıda da belirttiğim gibi ölüme yaklaştığı ve hilafetin yani devlet başkanlığının saltanata dönüştüğü dönem olacaktır. Şimdi Hz. Muaviye’yi tanıyalım.

Hz. Muaviye milattan sonra 600’lü yılların başlarında Mekke’de dünyaya geldi. Babası Ebu Süfyan Bin Harb Bin Ümeyye, annesinin ismi de Hind’dir. Gerek Mekke’de, gerekse Mekke’nin dışındaki çöllerde en iyi eğitimi gördü, abileri gibi.

Silah kullanma, atıcılık gibi askeri konularda da en iyi eğitimi aldı, abileri gibi. Ailesi Mekke’nin Haşimoğullarından sonra ki en büyük asilzade ailelerindendir. Yani bir asilzade gibi yetişmiştir Hz. Muaviye.

Gençliğinde Şam, Yemen, İran gibi ülkelere ticaret yapmıştır. Bu sayede ülkeleri tanımıştır. Hz. Muhammed (SAV)’ e karşı müşriklerin yapmış olduğu bütün savaşlara katılmıştır. Kimi kaynaklar Mekke’nin fethinden önce, kimi kaynaklarda Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olduğu belirtilmektedir.

Ama bilinen şu ki Hz. Muaviye, Mekke’nin fethinden sonra Peygamber Efendimizin bütün savaşlarına katılmıştır. Efendimiz (SAV) in vefatından sonra da 633-656 tarihleri arasında, Dört Halife Devrinde ilk fetihlere katılmış, Şam Valisi olarak görev almıştır.

Üçüncü halife Hz. Osman’ın öldürülmesi sonucunda, yerine dördüncü Hz. Ali Hazretlerine karşı, 4 yıl devam edecek iç savaşı başlattı. Bu iç savaş Hz. Ali’nin şehadetiyle birlikte, tüm hızıyla devam ederken Peygamber Efendimiz (SAV) in torunu Hz. Hasan Hz. Muaviye’ye barış teklifinde bulundu.

Kufelilerin ihaneti, kendisini ayağından yaralamaları ve dedesinin hadis-i şerifi aklına gelmişti ve Hz. Muaviye ile barış yapma kararı aldı. İki ordu Irak yakınlarındaydı zaten. Hz. Hasan bu kararını kardeşleriyle paylaşmak istedi.

Hz. Hasan: Ey kardeşlerim, Ey Eh Ehlibeyt bu bitmek tükenmek bilmeyen, iç savaştan artık yoruldum. Bizim iç savaşımız sınırlarda Bizans saldırılarına neden oluyor. Ben Muaviye ile barış yapma kararı aldım. Siz ne düşünürsünüz?

Hz. Hüseyin: Ey babamın oğlu, ey kardeşim ben savaşmayı doğru buluyorum. O adam babamızın makamına da, hatırasına layık değildi. Sen nasıl böyle bir harekete kalkarsın? Nasıl babamıza ihanet edersin?

Hz. Hasan: Kufelilere güvenim yok kardeşim, bana da babamıza da ihanet ettiler. Babamızı şehit ettiler. Artık güvenim kalmadı onlara kardeşim.

Hz. Hüseyin: Yine de savaşalım, bu fitneyi savaşarak çözebiliriz.

Hz. Hasan: Olmuyor kardeşim, Bizanslılar savaşımızdan faydalanarak sınırlarımıza saldırıyorlar. Sınırlardaki insanlar zarar görüyor. Biz daha fazla savaşa devam edersek, İslam topraklarına girecekler, kardeşim.

Hz. Hüseyin: Pekala kardeşim, senin kararın benim için, ailemiz için emirdir. Muaviye ile barış yapalım.

Bunun üzerine Hz. Hasan diğer kardeşlerine ve amcaoğullarına dönerek;

Hz. Hasan: Sizler ne düşünürsünüz?

Muhammed Bin Hanefiyye: Abi kararını destekliyorum.

Abdullah Bin Cafer: Ey amcamın oğlu kararını destekliyorum.

Haşimoğulları: Ya Emirelmüminin kararını destekliyoruz, derler.

Bunun üzerine Hz. Hasan; Ubeydullah Bin Abbas’ı Muaviye’ye elçi olarak gönderir, uygun bir yerde buluşmak amacıyla. Amcasının oğlu Ubeydullah Bin Abbas, Hz. Hasan’ın kendisiyle görüşme talebini, Muaviye’ye iletir.

Hz. Muaviye: Hoş Geldin, ey amca oğlum, sevgili kuzenim. Amcazademiz, Efendimiz (SAV.)’ in torunu Hasan’ın mesajını aldık, memnun olduk. Ancak biz önce bir istişare edelim, sonra sizlere haber gönderelim der. Elçi Ubeydullah Bin Abbas’a Hz. Muaviye hediyeler takdim eder. Hz. Muaviye kumandanları ile istişareye başlar.

Hz. Muaviye: Ne dersiniz dostlarım, Hasan’ın davetine gitmeli miyim? Onun davetine icabet etmemek yakışık almaz, gitmem doğru olur. Ancak sizlere de sormak isterim. Ne dersiniz dostlarım?

Amr Bin As: Gitmelisin ey emir, Hasan; babasından ve kardeşinden uzlaşmacıdır. Gitmelisin.

Dahhak Bin Kays: Gitmelisin ey emir.

Diğer kumandanlar (İttifakla): Gitmelisin ey emir derler.

Hz. Muaviye; Dahhak Bin Kays’ı Hz. Hasan’ın çadırına yollar. Dahhak Bin Kays; Hz. Hasan’ın çadırına ulaşarak, Hz. Muaviye’nin mesajını getirir ve buluşma kararı alınır. Hz. Hasan’da Hz. Muaviye’de buluşacakları yere geldiler.

Hz. Muaviye: Selamun aleyküm Ey Ebu Muhammed!

Hz. Hasan: Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatuhu.

Hz. Muaviye: Ey kardeşimin oğlu, dedene ne kadar çok benziyorsun.

Hz. Hasan (gülümseyerek): Doğrudur ey amcam

Hz. Muaviye: Ey kardeşimin oğlu, amcazadem halife Osman’ın öldürülmesinden beri, babanla aramızda olan savaşlar ümmeti yordu, harap etti. Bizans bizim savaşlarımızdan fırsat kollayarak sınırlarımıza saldırıp, işgal hareketlerine girişiyorlar. Düşüncen isabetlidir, ey kardeşimin oğlu. Barış yapalım.

Hz. Hasan: Hilafete sen geç ey amcam.

Hz. Muaviye (gülümseyerek): Ciddi misin, ey kardeşimin oğlu?

Hz. Hasan: Bu konuda ciddiyim ey amcam. Yalnız bazı şartlarım vardır.

Hz. Muaviye: Şartların kabulümdür, ey kardeşimin oğlu.

Hz. Hasan: Memnun oldum, ey amcam.

Bu konuşmadan sonra birlikte Hz. Hasan ve Maiyeti, Hz. Muaviye ve Maiyeti ile birlikte Kufe’ye hareket etti. Kufe’de Hz. Muaviye’ye Hz. Ali taraftarları gönülsüz de olsa biat etmişlerdir. Aradan 9 yıl geçmiş, İslam topraklarına yeni yerler, şehirler katılmış ve İstanbul’u fethetmek için ordu hazırlanmış. Hz. Hüseyin için de bu dönem yeni bir başlangıcındaydı.

Şehadetine kadar devam edecek yarı gergin, yarı sakin yaşamına Medine’ye dedesinin, babasının ve bütün çocukluğunun, gençliğinin hatırası olan yere göç ediyordu, ağabeyi Hz. Hasan ile birlikte.

Bölüm 2: ŞAM VE VELİAHT

Yıl 670; Muaviye hilafetinin 10. Yılındaydı. Başkent Şam; 636 yılında 3. Halife Hz. Ömer döneminde fethedilmişti.

Başkent Şam; hem siyasi hem de Hicaz Bölgesinden ikinci büyük kültür merkeziydi, hem de Bizans, Hindistan gibi ülkelerden tacirlerin ortak noktası ve büyük bir ticaret merkeziydi. 636 yılında fethedilmeden önce, Şam; Bizans’ın gelini konumundaydı.

Hz. Muaviye Kendisine rakip olabilecek bazı önemli isimleri ortadan kaldırmış, kısmen rahattı. Dört Halife Devrinde başlayan fetihlerde tüm hızıyla devam ediyordu. İslam toprakları genişlemişti, hazine dolu, halk refah içerisindeydi.

Ancak kendisinin vefatından sonra makamı ne olacaktı, yerine kim gelecekti.  Hz. Muaviye (r.anh) hilafetinin 9. Yılı, en acı kayıplar yaşandı, bu dönemde. En önce Ehlibeyt’in önderi, Hz. Muhammed (SAV.) in sevgili torunu, Hz. Ali ile Hz. Fatima’nın canları, on iki imamın ikincisi Hz. Hasan (r.anh) Şam’dakilerin yaptıkları faatliyetler sonucunda zehirlenerek şehit düştü.

Sonra Mute Savaşının kahramanı ve Yermuk Savaşının fatihi Hz. Halid Bin Velid’in oğlu Abdurrahman Şam’dakilerin yaptıkları faaliyetler sonrasında şehit edildi.

En son da Hz. Muhammed (SAV)’ in sahabelerinden Ebu Eyyub El Ensari Halid Bin Zeyd El Hazreci (r.anh) (Eyüp Sultan Hazretleri) İstanbul Kuşatması esnasında şehit düştü.

Eyüp Sultan Hazretleri İstanbul’a defnedildi. Hz. Muaviye (r.anh) hilafetini garanti altına almak, kendisinden sonra oğlunu geçirmek düşüncesindeydi.

Kufe Valisi Mugire Bin Şube’yi Kufe’deki Hz. Ali taraftarlarına yumuşak davrandığı gerekçesiyle, valilik görevinden azletmeyi düşünüyordu.

Kufe Üçüncü Halife Hz. Ömer’in zamanında fethedilmiş. Kısa zamanda büyük bir kültür merkezi, daha sonra siyasi merkez ve nihayet Hz. Ali’nin şehadetiyle en büyük muhalefet merkezi haline gelmiştir.

Bu durumu Hz. Muaviye’nin Kufe’ye vali tayin etmiş olduğu Mugire Bin Şube çözememekteydi. Bu konuda Hz. Mugire Bin Şube’yi Hz. Muaviye Şam’a çağırdı.

Hz. Muaviye: Ey Mugire, Kufe’de yaptıkların nedir?

Mugire Bin Şube: Ya emirülmüminin, Allah’tan korktuğum Ali taraftarlarına dokunmak istemiyorum.

Hz. Muaviye: Ey Mugire, seni valilik vazifesinden azlettim, seni azletmemem için bana güçlü bir sebep söyle.

Mugire Bin Şube: Ey halife, muhaliflerinizi bertaraf ettiniz. Artık güçlüsünüz, oğlunuz Yezid’i veliaht tayin etmeniz daha doğru olur.

Hz. Muaviye: Güzel pekala, seni vazifende bırakıyorum. Bu konuyu düşüneceğim.

Muaviye, diğer valilerden önce kardeşi ilan ettiği, babasının başka kadından olma Basra Valisi Ziyad Bin Ebihi’ye oğlu Yezid’i veliaht tayin ettirme niyetinde olduğunu belirten bir mektup yazdı.

Ancak Ziyad’ın cevabı olumsuzdu. Şöyle ki;

Ziyad: “Ey Kardeşim, müminlerin emiri, oğlun Yezid’i veliaht tayin etmeni uygun bulmuyorum. Yezid dinimize uygun bir yaşam sürdürmemektedir. Zira Hasan, Hüseyin, İbn Ömer, İbn Zübeyr ashabın büyükleri hayattalar, bu konuda onlara danışmanızı tavsiye ederim.” der. Bunun üzerine Muaviye oğlu Yezid’i veliaht tayin etmekten vazgeçer.

Bu arada Hz. Hüseyin ağabeyinin vefatından sonra, Ehlibeytin başına geçmiş, ailenin büyüğüydü. Ama Müslümanlar babasının zamanındaki gibi değildi. Zaman, mekan, şartlar, insanlar değişiyordu. Bu durum Hz. Hüseyin’i kahrediyordu. Ancak ağabeyinin verdiği sözü devam ettirmek istiyordu. Kufe’dekiler boş durmayıp Hz. Hüseyin’e mektuplar yolluyorlardı. Ancak Hz. Hüseyin bunlara itibar etmemişti. Abisinin biatını tutmak kararındaydı. Ve tuttu da.

Bölüm 3: YEZİD

Yıl 676; Hz. Muaviye (r.anh) hilafetinin 15.Yılı, en güçlü ve iktidarının en kudretli yıllarındaydı. Bu sorular devamlı kafasında dönüp dolaşıyordu. Derken en yakın danışmanı ve veziri Dahhak Bin Kays geldi:

Dahhak: Esselamun aleyküm ve rahmettullahi ve berekatühü ya Emir’el lil Müminin.

Muaviye: Ve Aleykesselam Ve Rahmetullahi Ve Berekatühü. Ey Dahhak, hoş geldin halin keyfin nasıl?

Dahhak: Allah’a şükürler olsun, iyiyim ey müminlerin emiri. Siz nasılsınız? Sizi sıkıntılı görürüm…

Muaviye: Ey Dahhak, hilafete geleli tam 15 yıl oldu. Çok şükür, kısmen de olsa, istikrarı sağladık. Halk refah ve istikrar içerisinde, muhalifler olsa bile, şu anda köşelerine çekilmiş durumdalar. Ancak düşündüğüm bir husus mevcut, içime sıkıntı veriyor bu mesele.

Dahhak: Ey Müminlerin Emiri, sizden sonra kimin veya kimlerin bu makama gelmesini istersiniz?

Muaviye: Dört Büyük Halifenin oğullarını, Aşere-i Mübeşşere’den Zübeyr İbnül Avvam’ın oğlu Abdullah’ı, Sad Bin Ebi Vakkas’ı, ailemden amcaoğullarım Mervan’ı, Said’i, kardeşim Ziyad’ın oğullarını düşünürüm, ey Dahhak. Ne dersin?

Dahhak: Ey halife, bu saydığın zatların hepsi değerli isimlerdir. Ancak sizden sonra fitnelerin önlenmesi için, oğlunuz Yezid’in veliaht olmasını düşünüyorum.

Muaviye: O halde valileri, şehirlerin önde gelenlerini çağır, onlarla istişare edeceğim.

Valiler ve şehirlerin önde gelen isimleri Şam’a gelirler. Valiler ve şehirlerin önde gelenlerinden Muaviye olumlu yanıt alır, ancak Mervan Bin Hakem karşı çıkar ve Ahnef Bin Kays’ta asıl nabzın Hicaz’da olduğunu, oranın büyüklerine danışmak gerektiğini belirtir.

Mervan Bin Hakem’le birlikte Muaviye fermanını Medine’ye yollar. Bu mektupta oğlu Yezid’i veliaht tayin ettiği kararını Medinelilere bildirir. Ancak hiçte iç açıcı hususlar olmayacaktır. Mervan Bin Hakem’in halifenin mektubunu okuduktan sonra tartışma başlar.

Hz. Hüseyin: Dört Halifenin geleneği bitiyor mu?

Abdurrahman Bin Ebubekir: İslam yönetimi Kisra, Kayzer saltanatına mı dönüşüyor?

Mervan: Ey İbn Ebu Bekir, bu sözlerde ne demek der.

Tartışmalar uzar. En sonunda Medine Valisi Mervan, halifeye mektup yollar. Durumun ciddi ve kritik olduğunu, Yezid’i veliaht olarak tanımadıklarını belirtirler.

Her an ayaklanma çıkabileceğini belirtir. Bunun üzerine halife 1000 kişilik bir kuvvetle Medine’ye yola çıkar. 2 ay içerisinde Medine’ye varır. Halktan biat alır. Hz. Hüseyin, Abdullah Bin Zübeyr, Abbdullah Bin Ömer ve İbn Ebu Bekir halifenin geldiğini öğrendiklerinde Mekke’ye giderler. Halife de Mekke’ye gidişlerini haber alır. Mekke’ye doğru yola çıkar. Kısa sürede Mekke’ye varır. Halktan biat almadan önce Medine’nin ve ashabın 4 büyüğüyle konuşmaya başlar.

Muaviye: Ey İbn Ebu Bekir, sen arkadaşımsın. Gel tayin ettiğim veliahtı kabul et.

İbn Ebu Bekir: Bu dinimize uygun değildir, Ey Halife. Kabul edemem.

Muaviye: Hüseyin, ey kardeşimin oğlu, duyduğuma göre bunları sen kışkırtmışsın.

Hz. Hüseyin: Haşa ey müminlerin emiri, tayin etmiş olduğun veliahtı uygun görmüyorum. Ancak size karşı ayaklanmam mümkün değildir.

Muaviye: Ey İbn Zübeyr, kardeşimin oğlu, gel tayin ettiğim veliahtı kabul et.

İbn Zübeyr: Ey Halife, sana bu konuda 3 önerim var. Peygamber Efendimiz (SAV.) kendinden sonra halef tayin etmedi. Ya bu şekilde, ya Ömer gibi bir veliaht tayin et, ya da Ömer’in yaptığı gibi şura tayin et.

Muaviye: Bu devirde bu şartlar mümkün değildir, ey İbn Zübeyr.

Muaviye: Ey Abdullah, sen uysal bir kişisin. Gel tayin ettiğim veliahtı kabul et.

İbn Ömer: Ey halife, herkes biat ederse benimde kabulümdür.

Muaviye: Yarın bütün halkı toplayacağım. Eğer içinizden biri, halk biat edip de veliahta biat etmezse, dördünüzün de kellesini uçururum dedi.

Sabah bütün halkı topladı, oğluna biat edilmesini istedi. Halk biat etti ve Hz. Hüseyin, Abdullah Bin Zübeyr, İbn Ömer, İbn Ebu Bekir’de biat ettiler. Ancak Hz. Hüseyin yaşadığı müddetçe, Yezid konusunda halifeye sert muhalefetini sürdürdü.

Bu Başlığı Beğenenler
Mavi
Cevap Yazabilmek İçin Giriş Yap Yada Ücretsiz Kayıt Ol