Editör

ibnü'l arabi'nin tasavvufa ve islam düşüncesine yaptığı katkı

26-05-2020 16:14:37


İbnü'l Arabi'nin Tasavvufa ve İslam Düşüncesine Yaptığı Katkı

 

 Muhyiddin Ebu Abdullah Muhammedi, Hicri 27 Ramazan 560( Miladi 7 Ağustos Cumartesi) günü Endülüs’ün Mürsiye şehrinde dünyaya gelmiştir. Mürsiye, İslam tarihi ve coğrafyası açısından büyük öneme sahip şehirler arasında yer almaktadır. Fakat bu bölge İslam tasavvufu araştırmaları konusunda bakir kalmıştır. Bu coğrafyada İslam’a ve İslam tasavvufuna katkı sağlayan pek çok mütefekkir yaşamıştır. İlim ve kültürel alanda yüksek bir zenginlik içinde bulunan bölge, İslam tarihi bakımından da eşi bulunmayacak bir hazine değerindedir. İbnü'l Arabi, böyle bir coğrafyanın bizlere armağan ettiği en değerli hediyelerden biridir. Genel metinlerde ismi İbn Arabi olarak geçen mütefekkirin eserlerindeki imzası Abdullah Muhammed ibn El- Arabi et- Tai el- Hatimi ismi ile atılmıştır.

 

 İbn Arabi Mürsiye şehrinde yaşadığı sırada Muvahhidler Hanedanlığı bölgeyi ele geçirmiştir. Bu olay ile birlikte İbn Arabi ve ailesi Sevilla(İşbiliye) şehrine taşınmıştır. İbn Arabi burada Ebu Muhammed ile İbn Beşküval gibi önemli isimlerden ders almaya başlamıştır. Bu derslerin içerikleri ise edebiyat ve felsefe ağırlıklıdır. Bu derslerde İbn Meseret-ül Cebeli, İbn Cebirol gibi Yahudi filozoflarının ve İbn Tufeyl'in etkileri görülmektedir. Alınan bu eğitimler İbn Arabi’nin İslam düşüncesine yaptığı katkılar açısından önemlidir. Bu bölgede alınan müthiş eğitim ile büyük alim, hükümdarların yanında münşilik yapma seviyesine kadar çıkmıştır.

 

 İbn Rüşd, ile 17 yaşında iken yaptığı görüşmeler İbn Arabi için dönüm noktası olacak kadar önemli bir noktada bulunmaktadır. Bu buluşmadan sonra ise bir daha hiçbir şekilde İbn Rüşd ile görüşmediği bilgisi çeşitli kaynaklardan alınmaktadır. İbn Rüşd’ün ölümüne kadar devam eden bu süreçten sonra İbn Rüşd’ün ölümünde İbn Arabi, cenazeye katılır. Cenaze merasiminde dokunaklı birkaç beyit dile getirerek acısını ortaya koyacaktır.

 

Kutsal Yolculuk

 

 İbn Arabi, hayatı boyunca pek çok önemli yolculuklarda bulunan bir mütefekkirdir. Hac yolculuğundan başka pek çok bölgeye de seyahat gerçekleştirmiştir. Hac amacıyla Endülüs’ten çıkan İbn Arabi, ilk olarak Tunus’a varmıştır. Buraya geldikten sonra sezgileri ile hareket etmiştir. Sezgileri ona doğuya gitmesini söylemiştir. Bu sezgiler ile İbn Arabi doğuya doğru hareket etmiştir. 1202 yılında hacı olan büyük mütefekkir, dönüş yolunda hayatında önemli bir yer tutan Meciddeddin İshak ile tanışmıştır. Bu isim İbnü’l Arabi’nin tasavvufa katkıları açısından önemli biridir. Anadolu’ya geçmeden önce bir süre Mısır’da kalır. Burada büyük alime İbn Arabi'ye İbn Cami tarafından bir hırka hediye edilir. Bu hırkanın Hz. Hızır’dan alındığı rivayetler arasında bulunmaktadır.

 

Anadolu’da Tasavvuf

 

 İbn Arabi Anadolu topraklarında kaldığı müddetçe Selçuklu sultanları ile iyi ilişkiler içinde olmuştur. Ünlü mütefekkir o dönemde 1. Keykavus tarafından özel bir görev ile görevlendirilmiştir. Sultanlar için pratik tavsiyeleri olan İbn Arabi, aynı zamanda Selahaddin Eyyübi'nin oğlu olan Sultan Melik Zahir Gazi ile de özel bir dostluğa sahip olmuştur. Aynı zamanda Eyyübilerin Şam Hükümdarı Muzaffereddin de İbn Arabi’den ders almıştır. İbn Arabi Anadolu topraklarında olduğu her anda tasavvuf ve İslam düşüncesine büyük katkı sağlamıştır. Büyük alimin soluğu Anadolu topraklarının her köşesinde hissedilmeye başlanmıştır. Elbette Anadolu’da bulunduğu zaman diliminde tenkid, takdir ve tefsire uğramıştır. Anadolu sonrasında yeniden iç güdüleri ile yola düşen İbn Arabi, son olarak 1223 yılında Şam’a yerleşmiştir. 1240 yılında ise vefat etmiştir. 

 İbnü’l Arabi Düşünce Dünyası

 

 İbn Arabi pek çok övgüye mazhar olan ve Şeyhü’l Ekber olarak anılan bir alimdir. Büyük mütefekkirin İslami ilimlere yaklaşımları her dönemde dikkat çekici şekilde var olmuştur. İbn Arabi İslami düşünceleri, orijinal motifler olarak İslam tarihinde yerini almıştır. Keşif deneyimleri olarak yer alan Allah’ın dostlarına lütfettiği dolaysız gelen bilgiler İbn Arabi’nin kitapları içinde yer alır. Bu kitaplarda açıkça anlatılan bilgilerden ve deneyimlerden herkesin istifade etmesi amaçlanmıştır. İbn Arabi’nin bu tutumu İmam Gazali tarafından tenkit edilmiştir. İbn Arabi eserleri ve içeriklerini mistik bir yan ile birlikte rasyonalist olarak ele almıştır. Aynı zamanda eserlerin içinde tekrara düşmemesi de önemli bir noktadır. İbn Arabi tarafından yazılan eserler incelendiğinde eserlerin felsefeden şiire geniş bir yelpazesi olduğu görülmektedir. Klasikten öte İbn Arabi farklı yollardan sentez oluşturmaya çalışmıştır.

 

 İslam mütefekkirleri incelendiğinde İbn Arabi kadar eser yazan düşünürün bulunmadığı görülmektedir. Büyük alimin ünlü eseri Fütuhat-ı Mekkiyye hacim olarak dahi pek çok yazarın eserinden daha geniş kapsama sahiptir. Manevi yolculuklar, İslami ritüellere, Batıni ilimler gibi pek çok konu ve alan bu eserin içinde yer almaktadır. Tercüman-ı Eşvak ise İngilizceye dahi tercüme edilen aşk şiirleri ile dolu bir eseridir. Eserlerinde ayet ve hadis kaynaklı içerikler de bulunduran İbn Arabi, eserlerinde pek çok Batıni ilimlerden de faydalanmıştır. Felsefe sistemleri ve konuları İslam alimlerinin pek çoğunun zıddına İbn Arabi eserleri içinde önemli bir yer tutmaktadır.

 

İbnü’l Arabi Düşünce Sistemi

 

 Ucu bucağı olmayan bir düşünce sistemi bulunan İbnü’l Arabi’nin büyük keşf sahibi bir alim olduğu herkes tarafından bilinmektedir. İbnü’l Arabi’yi diğer düşünürlerden farklı kılan en önemli özellik ise felsefe, skolastik kelam, sufi çileleri ve metafiziği harmanlamasından kaynaklanmaktadır. Bu çalışmaları ile İbnü’l Arabi, sufizme yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Sufizmi sadece tarihi açıdan incelemeyen İbnü’l Arabi, bu alanı aynı zamanda felsefi doktrinler ile incelemiştir. Ontoloji, epistemoloji ve psikoloji gibi alanlar ile de ilgilenen İbnü’l Arabi, bu meseleleri bir araya getirerek pek çok eser inşa etmiştir.

 

 Düşünce sisteminin temelinde öz bulunan İbnü’l Arabi, bu özde tanrısal tecellilerin sebebinin bulunduğunu anlatmaktadır. Büyük düşünüre göre öz kendini 3 farklı şekilde açığa çıkarmaktadır. İlk olarak öz isimler ile ortaya çıkmaktadır. Daha sonra somut bir hal alan öz görünen bir varlık olarak tecelli etmektedir hakikat sıfatlar ve isimler açısından çok fazla bulunmaktadır. Başka bir deyiş ile varlıkta itibar ve izafet bulunmaktadır. Yani özün zahir ettiği varlıklar değişse de öz hiçbir şekilde değişmeyecektir. 

 

 Vahdet- Vücud anlayışı pek çok düşünürde olduğu gibi İbnü’l Arabi’nin düşünce sistemi temelinde de yer alır. Onun aklında büyük bir yeri olan bu düşünce, meselelere yaklaşım biçimine de etki etmiştir. Allah ile alemin aynı olduğunu addetmesi İbnü’l Arabi’nin her şeyin aynı özden geldiğini vurgulaması ile aynı mantıktır. Bu yönü ile İbnü’l Arabi panteizmden ayrılmaktadır. Alem Allah’ın kendisi değildir fakat onun tecellisi olarak onun yansımasıdır.

 

 İbnü’l Arabi İslam düşüncesi içinde Allah hakiki varlık olarak bulunur. Büyük alim varlığın ne olduğunu değil kaç aleme ayrılacağını incelemektedir. İlim bakımından da İbnü’l Arabi’nin düşünceleri incelendiğinde üç ana bölüm karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan akıl ilk ana kısımdır. İbnü’l Arabi’nin düşünceleri içinde bu eğitimi medrese alimleri almaktadır. Hal ilmi verilen ikinci kısımda ise peygamberlerin içsel tecrübeleri ele alınmaktadır. Üçüncü kısım ise hakikatin bilgisi olan sır ile oluşmaktadır. Tüm insanlığın amacı bu bilgiye ulaşmaktır. Sır bilgisi insanın var oluşunu anlamlandırması açısından önemlidir. Sır bilgisine erişen insan var oluşunu da anlamlandırmış olur.

Cevap Yazabilmek İçin Giriş Yap Yada Ücretsiz Kayıt Ol